Whali ekibi olarak “Korucular hala var mı” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Korucular Hâlâ Var mı?
Kayseri’de başlayan o iç sıkıntısı
Kayseri’de 25 yaşında bir genç olarak bazen kendimi garip bir boşluğun içinde buluyorum. Şehir kalabalık, hayat hızlı ama içimde hep aynı yavaş soru dönüp duruyor: Korucular hâlâ var mı?
Bunu ilk kez çocukken duymuştum. Babamın eski bir arkadaşından, akşam çayı içilirken. O zamanlar anlamını bile tam bilmediğim bir kelimeydi “korucu”. Sanki köylerle, dağlarla, uzak ve sert bir hayatla ilgiliydi. Ben Kayseri’nin apartmanları arasında büyürken o kelime hep başka bir dünyaya aitti.
Ama büyüdükçe o dünya bana yaklaşmaya başladı. Sanki haritada uzak sandığım bir yer, yavaş yavaş zihnimin içine taşındı.
Bir yaz akşamı: ilk gerçek temas
Geçen yaz dayımın köyüne gitmiştim. Kayseri’nin dışına doğru, yollar uzadıkça içimdeki şehir sesi azalıyor, yerine başka bir sessizlik geliyordu. O sessizlik rahatsız edici değildi ama alışık da değildim.
Köyde akşam olunca herkes aynı kahvede toplanıyordu. Plastik sandalyeler, eski bir televizyon, çay bardaklarının ince sesi…
İşte orada duydum yeniden:
“Korucular hâlâ var mı sanıyorsun sen?”
Bu cümle bir anda konuşmaların arasından sıyrılıp kulağıma çarptı. Sanki biri ismimi söylemiş gibi irkildim.
Dayımın yanına gittim, sordum:
“Korucular hâlâ var mı?”
Bana baktı, uzun bir nefes verdi.
“Var… ama eskisi gibi değil.”
O an içimde tuhaf bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben cevabın net olmasını istiyordum. Var ya da yok. Oysa hayat yine yaptığı şeyi yapmış, gri bir cevap bırakmıştı önüme.
Kahvedeki adam ve yarım kalan hikâyeler
Kahvede yaşlı bir adam vardı. Yüzü güneşten yanmış, gözleri sanki yılların yorgunluğunu taşıyordu. Elinde tesbih vardı ama sürekli aynı noktada duruyor, sanki düşüncelerini sayıyordu.
Yanına oturdum.
Dayım fısıldar gibi “O koruculuktan emekli” dedi.
Kalbim hızlandı. Çünkü ilk kez bu kelimeyi yaşayan birinin yanında oturuyordum.
Cesaretimi toplayıp sordum:
“Korucular hâlâ var mı?”
Adam önce gülümsedi, sonra bakışlarını uzak dağlara çevirdi.
“Var evlat… ama biz artık aynı değiliz.”
Bu cümle içime işledi. “Biz artık aynı değiliz” ne demekti? Kim değişmişti? Korucular mı, köyler mi, insanlar mı, yoksa zaman mı?
O an içimde garip bir merak büyüdü. Sanki bir kapı aralanmış ama tam açılmamıştı.
Gece ve defterime düşen ilk cümle
O gece köy evinde uyuyamadım. Pencerenin dışında rüzgâr vardı. Şehirdeki gibi sürekli bir gürültü yoktu, ama bu sessizlik daha ağırdı.
Defterimi açtım. Ben zaten hep yazarım, içimde kalanları kâğıda dökmeden uyuyamam.
Şunu yazdım:
“Korucular hâlâ var mı bilmiyorum. Ama bu soru içimde büyüyor. Sanki cevabı öğrenmek istemiyorum, çünkü cevabı öğrenirsem bir şey bitecek.”
O an fark ettim: aslında ben sadece bilgi aramıyordum. Bir his arıyordum. Belki de kaybolmuş bir duygunun izini sürüyordum.
Şehirle köy arasında sıkışan düşüncelerim
Kayseri’ye döndüğümde hayat yine hızlandı. Üniversite arkadaşlarım, kahve planları, iş telaşı… Ama ben bazen bir anda donup kalıyordum.
Mesela tramvayda giderken, kalabalığın içinde birden aklıma şu soru geliyordu:
Korucular hâlâ var mı?
Ve sonra kendime kızıyordum. Neden bu kadar takılmıştım buna?
Ama cevap basit değildi. Çünkü bu soru sadece bir meslekle ilgili değildi artık. Bu soru benim için bir şeyleri temsil ediyordu: geçmişi, sertliği, dayanıklılığı, ve belki de unutulmuş hayatları.
İkinci karşılaşma: yarım bir hikâye
Birkaç ay sonra tekrar köye gittim. Bu sefer daha uzun kaldım. Dayım beni eski bir komşuya götürdü. Adam beni görünce “şehirli çocuk” dedi gülerek.
Çay içtik. Sohbet döndü dolaştı yine aynı yere geldi.
“Korucular hâlâ var mı?” diye sordum yine.
Bu kez daha sert bir cevap aldım.
“Var ama artık kimse konuşmak istemiyor.”
Bu cümle beni sarstı. Neden konuşmak istemiyorlardı? Neden bazı şeyler hep yarım kalıyordu?
O an içimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Çünkü ben netlik istiyordum. Ama hayat bana hep yarım cümleler veriyordu.
Bir korucu hikâyesi: dağların sessizliği
O köyde bir gece, yaşlı adam bana gençliğinde korucularla aynı bölgede bulunduğunu anlattı. Çok detay vermedi ama sözlerinden şunu anladım: dağlar sertti, insanlar daha sertti, hayat ise hiç acımıyordu.
“Gençtim,” dedi, “korkuyu bile doğru düzgün bilmiyorduk.”
O an gözümde bir sahne canlandı. Sisli dağlar, sessiz adımlar, uzaklarda belirsiz bir hayat…
Ve yine o soru:
Korucular hâlâ var mı?
Ama bu kez sorunun cevabı değil, kendisi önemliydi. Çünkü bu soru bana bir zamanın varlığını hatırlatıyordu.
İçimde büyüyen çelişki
Şehirdeyken bu konuyu düşündüğümde içimde iki duygu çatışıyordu. Bir tarafım merakla doluydu. Diğer tarafım ise huzursuzdu.
Çünkü bazı hikâyeleri öğrenince insanın içi ağırlaşıyor. Ve ben bunu hissediyordum.
Bir gün defterime şunu yazdım:
“Belki de bazı şeylerin var olup olmaması önemli değil. Önemli olan, onların bizde bıraktığı iz.”
Ama yine de kendime engel olamıyordum. Sürekli aynı soruya dönüyordum.
Korucular hâlâ var mı?
Son ziyaret: sessiz bir yüzleşme
Son gidişimde köy daha sessizdi. İnsanlar azalmıştı. Kahve daha boştu.
Yaşlı adam yine oradaydı. Bu kez daha az konuşuyordu.
Yanına oturdum. Hiç soru sormadım bir süre. Sadece çayı izledim.
Sonra o kendi kendine konuşur gibi dedi:
“Varlar evlat… ama kimse artık onları eskisi gibi hatırlamıyor.”
Bu cümle içimde bir şeyi kırdı. Ama aynı zamanda bir şeyi de açtı. Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı aralandı.
O an anladım ki benim aradığım cevap “evet” ya da “hayır” değildi. Ben bir hissin peşindeydim. Unutulmanın, değişmenin ve zamanın hissi.
Kayseri’ye dönüş ve içimde kalan boşluk
Şehre döndüğümde her şey aynıydı. Ama ben aynı değildim.
Artık tramvayda, sokakta, gece yatağa uzandığımda hep aynı şey aklımdaydı:
Korucular hâlâ var mı?
Ama bu soru artık bir merak değil, bir yankıydı.
İçimde bir boşluk bırakıyordu. Hem huzursuz hem de garip bir şekilde canlı hissettiriyordu.
Son düşünce: cevaptan daha fazlası
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu fark ediyorum: bu soru bana bir cevaptan çok daha fazlasını verdi.
Beni köylere götürdü. Yaşlı insanların hikâyelerine soktu. Sessiz dağlara, yarım kalmış cümlelere taşıdı.
Ve belki de en önemlisi, bana şunu öğretti: bazı soruların cevabı dışarıda değil, insanın içinde büyüyor.
Yine de bazen geceleri defterimi açtığımda aynı cümleyi yazıyorum:
“Korucular hâlâ var mı?”
Ve cevabı hâlâ net değil.
Ama belki de mesele zaten bu netlik değil.
İlginizi Çekebilecek İçerik: Karbon ayak izi Türkiye'yi nasıl etkiler ?
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Klima hava sirkülasyonu yapar mı ?