O Gün Güneş Kaybolduğunda
Kayseri’nin dar sokaklarında yürüyordum. Sabahın erken saatleri, taş kaldırımlar hâlâ ıslak, hava serin. Elimdeki günlük, sayfaları rüzgârla hafifçe oynuyor, ben de dizlerimi bacaklarıma çekip bir banka oturdum. O an içimde bir boşluk vardı; anlatmak istediğim ama kelimelere dökemediğim duygular… İşte Hicr suresi 19. ayet geldi aklıma: “Ve Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte onlarda bir delil vardır. Şüphesiz onlar inanmazlar.”
Bu ayeti yıllardır kafamda döndürüyordum, ama bugün farklı hissettiriyordu. Hayatın, insanların ve hatta kendi yüreğimin sürekli bir su gibi akıp gitmesine dair bir gerçek vardı orada. Sanki Allah, yaşamın özünü ve kırılganlığını hatırlatıyordu bana.
Yağmurun Ardından
O gün Kayseri’de yağmur yeni durmuştu. Sokaklar ıslak, taşlar parıl parıl, ben ise her adımda kendi içimde bir şeyler arıyordum. Yanımdaki kahve dükkanına oturdum. Pencere kenarında, yağmurun ardından yükselen buharı izledim. Hayatımın bir anlamı olmalıydı, diye düşündüm. İnsanların çoğu fark etmese de, her canlı bir sudan yaratılmıştı; bizler, bitkiler, kuşlar… Hepsi aynı kaynaktan besleniyordu.
O an birden gözlerim doldu. Hayat, bazen bana çok ağır geliyordu. Umutsuzluk ve hayal kırıklığı iç içe geçmiş, sanki her adımım beni bir boşluğa itiyordu. Ama aynı zamanda, bir umut da vardı. Çünkü yaşamın bu kırılganlığı, aynı zamanda her anın değerini hissettiren bir hediye gibiydi.
Bir Gözyaşı, Bir Kahkaha
O akşam arkadaşlarımla buluştum. Gülüşler vardı, sohbetler vardı, ama ben hâlâ içimdeki boşluğu taşıyordum. Gözlerimi sık sık masanın üzerindeki çaydan kaldırıp dışarı bakarken buluyordum. Ay ışığı Kayseri’nin tepelerine yumuşak bir örtü gibi düşüyordu.
“Ne düşünüyorsun böyle?” diye sordular.
“Hiç, her şey… ve aynı zamanda her şey” dedim.
Cevap vermek zor geliyordu, çünkü hislerim karmaşık ve yoğun bir şekilde iç içeydi. Hicr suresinin ayeti, insanın kendi varlığını sorgulamasına benziyordu. Herkes farklı bir şekilde inanıyor, ya da inanmıyordu; ama ben gözlerimdeki suyun, kalbimdeki suyun değerini hissediyordum.
Yalnızlık ve Fısıltılar
Eve dönerken sokak lambalarının altında yürüdüm. Yalnızdım, ama yalnızlık hiç bu kadar sakinleştirici olmamıştı. İçimde bir şeyleri kabullenme isteği vardı. Belki de hayatın en derin anlamı, farkında olmadan her anı su gibi yaşamak, akıp gitmesine izin vermekti.
Günlük defterimi açtım ve yazmaya başladım: “Bugün yağmur durdu, ben hâlâ bekliyorum. İnsanlar sudan yaratılmış, bizler de bu suyun içinde yaşıyoruz. Kimse tam anlamıyor belki, ama ben hissediyorum. Hem kırılgan, hem güçlü…”
Bu yazıyı yazarken kendimi ifade etmek, içimdeki karmaşayı biraz olsun hafifletiyordu. Hicr suresinin 19. ayeti bana yalnızca yaratılışın mucizesini değil, aynı zamanda insanın yaşam karşısındaki duygusal sınırlarını da hatırlatıyordu.
Gelecek İçin Bir Umut
Gecenin ilerleyen saatlerinde pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin sessizliği, yorgun taş sokakları ve uzaktaki minarelerin gölgesi… Tüm bunlar bana, hayatın hem geçici hem de değerli olduğunu hatırlattı. İnsanların çoğu fark etmese de, her canlı bir sudan yaratılmış ve her an bu suyun içinde bir mucize saklıydı.
Kendime söz verdim: Hayat ne kadar zor olursa olsun, duygularımı saklamayacağım. Umutsuzluk geldiğinde, Hicr suresinin ayeti gibi, yaşamın özünü hatırlayacağım. Her canlı, her adım, her gözyaşı ve kahkaha bir delil, bir hatırlatma.
O gece günlüğüme son bir satır yazdım: “Her damla su, bir yaşam, her nefes bir mucize. Ve ben, tüm hayal kırıklıklarımla, tüm umutlarımla, bu mucizenin içinde var oluyorum.”
Kayseri’nin sessizliği içinde, bu sözler hafifçe havada asılı kaldı. Ve ben, hem kırılmış hem de umut dolu bir şekilde uykuya daldım.