ABD’nin Yüzde Kaçı Orman? Sorunun Kafamda Açtığı Tartışma
Whali ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Atatürk Kent Ormanını kim yaptı” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Konya’da akşamları hava kurudur. Gökyüzü geniştir ama bazen insanın zihnini daraltır. Özellikle de benim gibi hem mühendislik hesabı yapan hem de sosyal bilimlere kafayı takan biriysen… Sorular kolay kolay peşini bırakmaz.
Bugün aklımda tek bir soru var: ABD’nin yüzde kaçı orman? İlk bakışta basit gibi duruyor ama ben bu soruya baktıkça kafamın içinde iki ayrı ses konuşmaya başlıyor. Biri sayılarla düşünen, diğeri hislerle yaklaşan.
İçimdeki mühendis “veriyi bul, net konuş” diyor. İçimdeki insan tarafı ise “her orman aynı orman mı, onu da düşün” diye itiraz ediyor.
Rakamların Soğuk Tarafı: ABD’nin Orman Oranı Ne Söylüyor?
İlk yaptığım şey her zamanki gibi tabloya bakmak oluyor. Çünkü mühendis tarafım duygudan önce veri ister.
Genel kabul gören verilere göre ABD topraklarının yaklaşık %33’ü ormanlarla kaplı. Yani kabaca her üç hektardan biri orman.
Ama burada duruyorum. Çünkü içimdeki mühendis hemen ekliyor:
“Bu tek bir sayı değil. Hangi kaynağa bakıyorsun? FAO mu, US Forest Service mi?”
Gerçekten de farklı kurumlar farklı sonuçlar veriyor. Bazıları %31 civarında derken, bazıları %34’e kadar çıkabiliyor. Hatta tanım değiştikçe bu oran oynuyor.
İşte tam burada soru değişmeye başlıyor:
ABD’nin yüzde kaçı orman? sorusu aslında tek bir cevabı olan bir soru değil.
Tanım Farkı: Orman Ne Demek?
İçimdeki mühendis burada ciddi bir şekilde devreye giriyor:
“Orman dediğin şey ağaç varlığı mı? Yoksa ekosistem mi? Yoğunluk sınırı ne?”
Çünkü bazı istatistikler “orman” derken en az %10 ağaç örtüsünü baz alıyor. Bazıları ise çok daha sıkı kriterler kullanıyor: ağaç yoğunluğu, biyolojik çeşitlilik, insan müdahalesi…
Bu noktada kafam karışıyor. Çünkü aynı ülke, farklı tanımlarla farklı yüzdelere dönüşüyor.
İçimdeki insan tarafı ise sessizce şunu söylüyor:
“Demek ki doğayı bile sayıya indirirken bile anlaşamıyoruz.”
Veri Kaynakları Çatışması
US Forest Service verilerine göre ABD’de yaklaşık 300 milyon hektar civarında orman alanı var. FAO raporları ise bu oranı biraz daha farklı hesaplıyor.
Burada mühendis tarafım hesap yapmaya başlıyor:
“Toplam araziye böl, yüzdeyi çıkar, tamam.”
Ama insan tarafım araya giriyor:
“Peki Alaska’daki devasa ormanlar ile şehir kenarındaki küçük ağaç toplulukları aynı şey mi?”
İşte tam burada veri ile gerçek hayat arasındaki boşluğu hissediyorum. Sayılar net, ama anlamı bulanık.
İçimdeki Mühendis Konuşuyor: Haritalar, Uydu Görüntüleri ve Piksel Gerçeği
Bilgisayarımın ekranında uydu görüntülerini açtığımda içimdeki mühendis daha da ciddileşiyor.
“Bak,” diyor, “her şey ölçülebilir.”
Yeşil alanlar, yoğun orman bölgeleri, tarım arazileri… Hepsi piksel piksel ayrılmış.
ABD’nin batısında devasa ormanlar var. Pasifik kıyısına doğru indikçe yeşil alanlar yoğunlaşıyor. Doğu tarafında ise daha parçalı ama geniş orman bölgeleri dikkat çekiyor.
İçimdeki mühendis şöyle düşünüyor:
“Evet, ABD’nin yaklaşık üçte biri orman. Bu istatistiksel olarak tutarlı.”
Ama sonra bir şey oluyor.
Haritaya daha dikkatli baktıkça boşluklar görmeye başlıyorum. Ormanlar kesintisiz değil. Şehirler, yollar, tarım alanları, yangın bölgeleri…
Ve o an mühendis bile biraz susuyor.
Veri Güzel Ama Eksik
Çünkü veri bana şunu söylemiyor:
Bu ormanlar ne kadar canlı?
Kaçı korunuyor?
Kaçı insan baskısı altında?
Rakam %33 olsa bile, o %33’ün içindeki yaşam kalitesi aynı değil.
İçimdeki mühendis bunu kabul etmek istemiyor ama içimdeki insan tarafı çok net:
“Her yüzde aynı hissettirmiyor.”
İçimdeki İnsan Tarafı Konuşuyor: Orman Bir Sayı Değildir
Şimdi mühendis tarafımı biraz geri çekiyorum.
Çünkü gözümde sadece haritalar değil, başka bir şey canlanıyor: ormanın içi.
ABD’nin Oregon eyaletinde bir ormanı düşün. Dev sekoya ağaçları, nemli hava, sessizlik… Ya da Appalachia dağlarındaki sık ağaç örtüsü.
İçimdeki insan tarafı şöyle diyor:
“Bunlar yüzde değil, deneyim.”
Bir ormanın içinde yürürken “burada ülkenin %33’ü var” diye düşünmüyorsun. Sadece nefes alıyorsun.
Ama sonra tekrar mühendis tarafım araya giriyor:
“Duygular güzel ama yönetim planı için yüzde lazım.”
İşte tam bu noktada zihnim ikiye bölünüyor.
ABD’nin Ormanları ve İnsan Etkisi
İnsan tarafım daha da ileri gidiyor:
“Bu ormanların ne kadarı doğal, ne kadarı yönetilen?”
Çünkü ABD’de ormanların büyük kısmı aktif şekilde yönetiliyor. Yangın kontrolü, kereste üretimi, koruma alanları…
Yani orman dediğimiz şey tamamen “doğal” bir yapı değil, insanla iç içe geçmiş bir sistem.
İçimdeki mühendis hemen not düşüyor:
“Bu durumda orman oranı sadece ekolojik değil, politik bir veri.”
Ve bu cümle zihnimde ağırlaşıyor.
Haritaların Anlattığı Başka Bir Hikâye
Bir süre sessiz kalıyorum ve sadece düşünerek haritalara bakıyorum.
ABD’nin doğusunda daha parçalı ormanlar, batısında daha geniş ve yoğun alanlar var. Alaska ise başlı başına dev bir orman denizi gibi.
Ama bu dağılım bana şunu düşündürüyor:
Oran tek başına hiçbir şey anlatmıyor.
İçimdeki mühendis bile bunu kabul etmeye başlıyor.
“Evet,” diyor, “%33 bir özet. Ama hikâye değil.”
İçimdeki insan tarafı hemen ekliyor:
“Ve biz aslında hikâyeyi arıyoruz.”
ABD’nin Yüzde Kaçı Orman? Sorusu Neden Bu Kadar Karışık?
Bu soruya döndüğümde artık tek bir cevap olmadığını biliyorum.
ABD’nin yaklaşık %31 ila %34 arası ormanlık alanı var diyebiliriz. Ama bu aralık bile aslında farklı tanımların, farklı ölçüm sistemlerinin sonucu.
İçimdeki mühendis bunu “kabul edilebilir varyans” olarak görüyor.
Ama içimdeki insan tarafı başka bir şey söylüyor:
“Bu varyans, doğanın kendisinin ne kadar karmaşık olduğunun kanıtı.”
Çünkü orman sadece ağaç değil.
İklim değil.
Sadece coğrafya da değil.
Bir sistem.
Oran mı Önemli, Dağılım mı?
Kafamda yeni bir soru beliriyor:
%33 orman mı daha önemli, yoksa o ormanın nerede ve nasıl olduğu mu?
İçimdeki mühendis diyor ki:
“Planlama için oran önemli.”
İçimdeki insan diyor ki:
“Yaşamak için dağılım önemli.”
Mesela doğu kıyısındaki küçük orman parçaları ile Alaska’daki devasa ormanların aynı yüzdeye dahil edilmesi bana artık biraz yüzeysel geliyor.
Ama aynı zamanda biliyorum ki sistemler böyle çalışıyor. Basitleştirme olmadan analiz yapılamıyor.
Kendime Sorduğum Son Soru
Konya’da gecenin ilerleyen saatlerinde ışıklar azalırken kafamda tek bir düşünce kalıyor.
ABD’nin yüzde kaçı orman? sorusu aslında bana başka bir şeyi öğretti:
Bir şeyin yüzdesini bilmek, onu anlamak anlamına gelmiyor.
İçimdeki mühendis bunu veri olarak dosyalıyor.
İçimdeki insan ise bunu bir his olarak saklıyor.
Ve ikisi de aynı anda doğru olabilir.
Çünkü bazen gerçek, tek bir sayı değildir.