İstibdat Dönemi Hangi Padişah? Tarihin Kırılma Noktaları ve Toplumsal Dönüşümler
Geçmişi anlamak, yalnızca bir zaman diliminde olan biteni öğrenmekle sınırlı değildir. Her bir tarihsel an, içinde bulunduğumuz zamanla bir bağ kurmamızı sağlar. İstibdat dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en çalkantılı dönemlerinden biri olmuştur ve geriye dönüp baktığımızda, bugünkü toplum yapımızı, devlet anlayışımızı ve birey-devlet ilişkilerimizi anlamak adına önemli dersler barındırır. Bu dönemi ele alırken, yalnızca bir padişahın yönetim tarzını değil, aynı zamanda toplumun hangi noktada kırıldığını ve bu kırılmanın izlerini bugüne nasıl taşıdığımızı incelemeliyiz.
İstibdat Döneminin Başlangıcı: II. Abdülhamid
İstibdat dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Abdülhamid’in yönetimiyle özdeşleşmiştir. 31 Ağustos 1876’da tahta çıkan II. Abdülhamid, 33 yıl süren hükümetinde tam anlamıyla bir mutlakiyetçi yönetim tarzı izlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine damgasını vuran bu yönetim biçimi, “istibdat” olarak adlandırılmıştır. Ancak, bu terim yalnızca baskıcı bir yönetim anlayışını ifade etmez; aynı zamanda bir imparatorluğun, modernleşme yolunda yaşadığı çelişkileri, toplumsal dönüşümü ve bireylerin özgürlük arayışını da içerir.
II. Abdülhamid, tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu, Batı ile arasındaki farkları kapatma yolunda hızla ilerlemeye çalışan bir devletti. Ancak, bu modernleşme hareketleri toplumda ve özellikle elit sınıflarda ciddi bir huzursuzluğa yol açmıştı. II. Abdülhamid’in istibdat rejimi, bir yandan bu modernleşmeye karşı bir tepki olarak ortaya çıkarken, diğer yandan halkın ve aydınların siyasi ve kültürel özgürlüklerini sınırlamak için güçlü bir baskı ortamı yaratmıştır. Bu bağlamda, istibdat dönemi sadece bir padişahın egemenliğiyle değil, aynı zamanda toplumsal yapının da dönüşümüne sahne olmuştur.
İstibdat Döneminin Kırılma Noktaları
İstibdat dönemi, Osmanlı’da yönetimin sıkı bir şekilde merkeziyetçi hale gelmesinin ve bireysel hakların ağır bir şekilde baskılanmasının simgesidir. II. Abdülhamid, özellikle basın üzerindeki sıkı denetimi, sansürü ve muhalefetle mücadeledeki kararlı tavrıyla tanınır. Fakat, bu baskılar yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm sürecinin de önünü açtı. Toplumda, özgür düşüncenin kısıtlanması ve bireysel hakların engellenmesi, bir yandan halkın devletle olan bağını zayıflatırken, diğer yandan toplumsal bilinçlenmeyi teşvik etti.
Birinci Meşrutiyet’in ilanı (1876) ile başlayan, ancak II. Abdülhamid’in yeniden mutlakiyetçi yönetimini kurmasıyla devam eden bu dönemdeki kırılma noktalarından biri, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıdır. Bu dönemdeki özgürlükçü hareketler ve anayasal düzen talepleri, istibdat rejiminin sonlanmasına ve Osmanlı’daki toplumsal yapının yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Ancak, bu süreç Osmanlı’nın sonunu getirecek olan değişimlerin de başlangıcıdır.
İstibdat Döneminin Toplumsal Yansıması
II. Abdülhamid’in istibdat dönemi, toplumsal düzeyde çok derin izler bırakmıştır. Yönetiminin ilk yıllarından itibaren özellikle eğitim alanında ciddi reformlar yapılmış, ancak bu reformların toplumsal kabulü zor olmuştur. Bunun yanında, Osmanlı İmparatorluğu’nun uluslararası alanda yaşadığı zorluklar ve içerideki huzursuzluklar, devletin baskıcı tavrını artırmıştır. Toplumda, hükümetin baskıları altında ezilen bireyler, bir taraftan kendi özgürlüklerini savunmak adına çeşitli direniş hareketlerine katılırken, diğer taraftan Batı’dan gelen yenilikçi fikirlerle bir içsel dönüşüm geçirmeye başlamışlardır.
Bu dönemde yaşanan toplumsal dönüşüm, aslında sadece bir yönetim biçiminin sonucu değil, aynı zamanda değişen dünya düzeninin de yansımasıdır. Batı’daki liberal düşünce akımları, Osmanlı’daki genç aydınları etkileyerek, onların özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini güçlendirmiştir. II. Abdülhamid, bu talepleri bastırmaya çalışmış olsa da, sonunda bu taleplerin karşılık bulduğu ve özgürlüklerin önünün açıldığı bir dönemin kapıları aralanmıştır.
Günümüzle Bağlantılar: Toplum ve Birey
İstibdat dönemi, sadece Osmanlı’nın değil, bugünün dünyasının da önemli dersler sunduğu bir süreçtir. Modern toplumlarda bireysel özgürlükler, ifade özgürlüğü ve siyasi katılım gibi kavramlar, sık sık sorgulanan ve tartışılan meselelerdir. İstibdat dönemindeki baskı ortamı, bugün hâlâ birçok toplumda benzer biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde, devletin otoritesi ve bireyin hakları arasındaki denge, birçok ülkede olduğu gibi hala tartışma konusu olmaktadır.
Tarihsel olarak baktığımızda, II. Abdülhamid’in uyguladığı istibdat, hem baskıların hem de bu baskılara karşı geliştirilen direnişlerin modern toplumların şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün özgürlükler, demokrasi ve insan hakları adına yapılan mücadeleler, bir bakıma geçmişte yaşanan bu tür baskılara karşı verilen bir yanıt olarak şekillenmiştir.